Ayrılığın hemen ardından “neden bu kadar yıkıldım” diye soruyorsun kendine. Ya da tam tersi — hiçbir şey hissetmiyorsun ve bu da seni ürkütüyor. Her iki hal de normaldir. Çünkü ayrılık sonrası yas doğrusal değildir; aşamaları vardır ve bu aşamaları anlamak, onların içinde kaybolmamana yardımcı olur.
İlişki bittiğinde yalnızca o kişiyi değil; o ilişkiyle birlikte hayal ettiğin geleceği, birlikte kurduğun rutinleri ve belki de bir parça kimliğini de kaybediyorsun. “Biz” olarak kurulan her şey yeniden “ben”e dönmek zorunda.
Bu yüzden ayrılık acısı basit bir üzüntü değil — gerçek bir yas sürecidir. Ve yas gibi yaşanması gerekir.
Elisabeth Kübler-Ross’un yas modeli ilişki kayıplarında da gözlemlenir. Aşamalar sıralı gelmeyebilir; aynı aşamaya tekrar dönülebilir:
Yas zamanla değişir — yoğunluğu azalır, aralara soluk girer. Ama bazen süreç ilerlemiyor gibi hissedebilirsin. Bu, yasın değil takılmanın işareti olabilir.
Takılıp kalmak: aynı anları tekrar tekrar düşünmek, karşındakini sürekli takip etmek, “ne olsaydı” sorusundan çıkamamak. Bu döngü bazen bilinçaltında o ilişkiye verilen bir anlam taşır — “ilişki bitmeden ben de tam değilim” gibi bir inanç.
Yaşanmasına izin vermek — üstünü örtmemek, hızlandırmaya çalışmamak. Yas aceleye gelmez. Ama yalnız taşınmak zorunda da değil.
İlişki sonrası yaşadıklarının altındaki duygusal kalıpları daha derinden anlamak ve yeniden başlamak için alan yaratmak istiyorsan, Duygu Odaklı Eril-Dişil Denge Eğitimi‘nde bu geçiş sürecini birlikte çalışıyoruz.
Gülhan Toktay’ın kaleminden en çok okunan yazılar.
Çok çalışır, çok verir, çok emek harcar — ama nedense…
Güçlü olmak sertlik mi demektir? Koruyan, duran, yön veren bir…
Çoğu tartışma, birinin haklı diğerinin haksız olmasından çıkmaz. Çoğu zaman…
Her gün dişini fırçalıyor, elini yıkıyorsun. Peki gün boyu biriken…